İnsan Evrim Geçirmemiştir... Delil Sanılan Tüm Kafatasları Artık İptal Edildi!


Etrafına bakan bir insanın gözüne gelen görüntü ters olarak beyne iletilir. Beyin bu görüntüyü düzeltir ve sonuçta insan “dışarıdaki görüntünün tıpatıp aynısını, aynı netlikte” görür. Böyle bir sistem, tesadüfen şuursuz atomların birleşmesiyle oluşamaz.

Görmeyi bilmeyen atomlar, tesadüflerin etkisiyle şuursuzca birleşerek dünyanın en mükemmel kamerasından daha kaliteli görüntü sağlayan, en gelişmiş üç boyutlu sinema ve televizyonundan daha net ve tam renkli görüntüyü beyinde meydana getiren görme sistemini yapamaz.

Duymayı bilmeyen şuursuz atomlar, en gelişmiş müzik sisteminden daha mükemmel olan, daha net ve çok boyutlu, gerçeğinden ayırt edilemeyen sesleri beynin içinde oluşturan işitme sistemini, tesadüfler sonucu meydana getiremez.

Koklamayı bilmeyen atomlar, parfümün, gülün kokusunu hisseden koku alma sistemini tesadüflerin etkisi ile oluşturamaz. Sıcağı, soğuğu, sertlik duygusunu bilmeyen şuursuz atomlar tesadüfler sonucu hissetme gücüne sahip olamaz.

Şuursuz, kendi varlığından haberi olmayan atomlar, tesadüflerle, müzikten zevk alan, türlü türlü yiyeceklerin lezzetlerini bilen, hatıraları olan, dokunan, hisseden, düşünen, plan yapan, hatıralarını zihninde canlandıran, bir şeyi hatırlayan, gülmekten, eğlenmekten, neşeli ortamlardan zevk alan, daha sayılabilecek yüzlerce özelliğe sahip olan insanlara ve hatta atomun yapısını inceleyip-araştıran bilim adamlarına dönüşemez.

İNSAN EVRİM GEÇİRMEMİŞTİR... DELİL SANILAN TÜM KAFATASLARI ARTIK İPTAL EDİLDİ!

Java Adamı ve Pekin Adamı: 1891 ve 1892 yıllarında Java Adası’nda bulunan fosiller Java Adamı (Pithecanthropus erectus) olarak; 1923-1927 yılları arasında Pekin yakınlarında bulunan fosiller ise Pekin Adamı (Sinanthropus pekinensis) olarak isimlendirilmiştir. Ancak her ikisinin de normal insanlara ait olduğu 1939 yılında Ralph Von Koenigswald ve Franz Weidenrich isimli uzmanlarca ortaya konulmuştur.(1) 1944 yılında ise, Harvard Üniversitesi’nden Ernst Mayr, her ikisini de insan olarak sınıflandırmıştır.(2)

Nebraska Adamı: 1922 yılında Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nden Henry F. Osborn tarafından bulunan tek dişin insanla maymun arası bir canlıya ait olduğu öne sürülmüştür. Ancak Osborn’un çalışma arkadaşı William Gregory, 1927 yılında Science Dergisi’nde yayınladığı bir makaleyle bulunan dişin gerçekte bir yaban domuzuna ait olduğunu açıklamış ve fosille ilgili evrimci iddia sessizce ortadan kalkmıştır. Aşağıdaki çizim, tek bir dişten yola çıkılarak evrimcilerce hazırlanmış, zamanın basın organlarında yayınlanmıştır. Sadece bir tek dişten, bir canlının tasvir edilmeye kalkışılması, evrimcilerin teorilerini savunmak ve kabul ettirmek için ne denli taraflı ve yanıltıcı olabildiklerinin çarpıcı bir örneğidir.

Piltdown Adamı: 1912’de bulunan ve yarı maymun yarı insan bir canlıya ait olduğu öne sürülen bir kafatası fosilidir. Evrimciler yaklaşık 40 yıl boyunca bu fosili en önemli sözde delil olarak kullanmışlar, hakkında sayısız yorum ve resimler yapmışlardır. 21 Kasım 1953 günü yapılan bir açıklama ile Piltdown kafatasının bir sahtekarlık ürünü olduğu dünyaya ilan edilmiştir. 40 sene sonra uygulanan tarihlendirme testinde, çene ile kafatasının yaşlarının birbirlerinden çok farklı olduğu ortaya çıkmış, ardından yapılan daha ayrıntılı incelemelerde Piltdown Adamı’nın, bir insan kafatasına orangutan çenesinin eğelenerek monte edilmesi ve potasyum dikromatla eskitilmesi ile üretildiği anlaşılmıştır. Londra’daki Doğa Tarihi Müzesi’nde 40 yıl boyunca sergilenmesine rağmen fosil üzerinde bu süre boyunca hiçbir bilimsel çalışma yapılmasına izin verilmemiş olması önemli bir skandal olarak tarihe geçmiştir.

Zinjanthropus: 1959 yılında bulunan fosil, insanın atası olarak ilan edilmiştir. Ancak ayrıntılı incelemeler sonucu Zinjanthropus’un her yönüyle sıradan bir maymun olduğu ortaya çıkmıştır. İki defa isim değişikliğine uğrayan Zinjanthropus, günümüz evrimcileri tarafından insanla hiçbir ilgisi bulunmayan, soyu tükenmiş bir canlı olarak kabul görmektedir.(3)

Ramapithecus: 1930’lu yıllarda, G.E. Lewis tarafından Hindistan’da bulunan, iki parçadan oluşmuş eksik bir çene kemiğidir. İlginçtir ki, evrimciler, 14 milyon yaşında olduğunu ileri sürdükleri bu çene kemiği parçalarından yola çıkarak Ramapithecus’un ailesini ve yaşadığı hayali ortamı (üstte) çizebilme becerisini (!) göstermişlerdir. 50 sene boyunca insanın atası olduğu savunulan fosil, 1981 yılında babun kemikleriyle yapılan bir anatomik karşılaştırma sonucunda ortaya çıkan gerçekle evrimcilerce rafa kaldırılmak zorunda kalmıştır.(4)

Lucy: 1974 yılında Afrika’da ele geçirilen bu fosil, evrimcilerin en çok itibar ettikleri, hakkında en fazla spekülasyon yapılan fosil özelliği taşımaktadır. Ancak günümüzde Lucy’nin (A. Aferensis) ağaçlarda yaşamaya uyumlu bir anatomiye sahip olduğu ve bildiğimiz maymunlardan farklı olmadığı ortaya konmuştur.(5) Fransız bilim dergisi Science et Vie, 1999 yılında kapağında “Elveda Lucy” başlığını kullanmıştır. 2000 yılında gerçekleştirilen bir çalışmada, Lucy’nin ön kol kemiklerinde, günümüz şempanzeleri gibi parmak boğumu üzerinde yürümeyi mümkün kılan kilit sistemi bulunmuştur.(6) Tüm bu bulgular karşısında birçok evrimci uzman, Lucy’nin insanın atası olamayacağını açıklamışlardır.(7)

Neandertal Adamı: Evrimciler, ilk örnekleri 1856 yılında Almanya’nın Neander Vadisi’nde ele geçirilen Neandertal Adamı’nın ilkel bir maymun adama ait olduğunu öne sürmüşlerdir. Ancak sonradan yapılan arkeolojik bulgular, bu iddianın hiçbir bilimsel dayanağı olmadığını ortaya koymuştur. Neandertal uzmanı ve evrimci Erik Trinkhaus’un da itiraf ettiği gibi, “Neandertallerin anatomisinde ya da hareket, alet kullanımı, zeka seviyesi veya konuşma kabiliyeti gibi özelliklerinde modern insanlardan aşağı sayılabilecek hiçbir şey yoktur”.(8) Ayrıca Neandertal Adamı’nın kafatası hacminin, günümüz insanından 200 cc daha büyük olması, insan-maymun arası bir varlık olduğu iddiasının geçersizliğini ortaya koymaktadır.

Taung Çocuğu: Raymond Dart tarafından Güney Afrika’da 1924 yılında ele geçirilen bir kafatası fosili, ilk başlarda insanın atası olarak öne sürülmüştür. Ancak, bugün evrimciler bu fosili insanın atası olarak savunamamaktadırlar. Çünkü fosilin genç bir gorile ait olduğu anlaşılmıştır. Ünlü anatomist Bernard Wood da, New Scientist Dergisi’nde yayınlanan bir makalesinde bu fosilin evrim iddiasına destek olamayacağını açıklamıştır.(9)


mesajkutusu.blogspot.com

Sitemiz kez ziyaret edilmiştir


Devamını okuyun...>>

İncil'de Bahsi Geçen "Deccal Birliği", Şu An Tüm Dünyada Hakim Olan ve Kan Akıtan "Masonluk"tur


İncil’de belirtilen Deccal ve onun birliği, bazı Hıristiyanlar tarafından yanlış anlaşılmakta, yanlış yorumlanmaktadır. İncil’de belirtilen, barışçıl görünüp sonradan zulüm yapacak olan deccali sistem masonluktur. Ve İncil’de geçen söz konusu masonik sistem, Peygamberimiz Hz. Muhammed’den rivayet edilen hadislerle tam anlamıyla mutabakat göstermektedir. Peygamberimiz’in hadislerinde, İncil’de de belirtildiği şekilde, dünyanın son döneminde Deccal’in yalancı peygamber olarak ortaya çıkacağı, dindar görünümü ile insanları kandıracağı, yanında bir şahıs olacağı ve onun da yalancı peygamber olarak ortaya çıkacağı belirtilmiştir. Deccal, İncil’de olduğu gibi, hadislere göre de, tüm dünyayı hakimiyeti altına alacak, dindar görünümü ile kitleleri peşinden sürükleyecek, fakat tüm dünyaya zulüm getirecek ve zulmünden tanınıp anlaşılacaktır.

Deccal ile ilgili olarak Peygamberimiz’den rivayet edilen bir hadis şöyledir:

Benden evvelki peygamberlerden ümmetini Deccal ile korkutmayan hiç kimse olmadı. Onun sol gözü şaşı, sağ gözü ise perdelidir. Ve alnında "kâfir" diye yazılıdır. Yanında cennet, cehennem diye iki vadi olur. Cennet dediği cehennem, cehennemi ise cennettir.

Yanında peygamber kıyafetinde iki melek bulunur; biri sağında, biri solundadır. Bu beraberlik insanları imtihan içindir.

Deccal onlara sorar:

"--Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Diriltiyorum, öldürüyorum."

Meleklerden biri:

"--Yalan söylüyorsun!" der.

Fakat bu sözü yanındaki melekten başkası duymaz. İkinci melek diğerine:

"--Doğru söylüyorsun." der.

İkinci meleğin sözünü insanlar işitir ve zannederler ki, Deccal'i tasdik etti. Bu da imtihan içindir. Sonra Medine'ye yürür. Giremeyince, "Bu onun ülkesidir!" der. Sonra Şam'a yürür Orada "Akabetü Efik" mevkiinde Allah onu helâk eder.
(Hz. Sefine RA, Ramûz el-Ehâdis'ten Hadis-i Şerifler RE. 140/11)

İncil’de ise, sahte peygamber olarak ortaya çıkan Deccal şu şekilde tarif edilmiştir:

Canavarı, dünya krallarını ve onların ordularını, ata binmiş Olan'la O'nun ordusuna karşı savaşmak üzere toplanmış gördüm. Canavar ve onun önünde mucizeler yapan sahte peygamber yakalandı. Sahte peygamber, canavarın işaretini alıp onun putuna tapanları bu mucizelerle saptırmıştı. Her ikisi de kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atıldı. Geriye kalanlar, ata binmiş Olan'ın ağzından uzanan kılıçla öldürüldü. Bütün kuşlar, bunların etiyle doydu. (Esinleme 17/19-21)

Sahte peygamberlerden sakının! Kuzu postuna bürünerek gelirler size, ama özde yırtıcı kurtlardır. (Matta 6/15)

Eğer o zaman biri size, `İşte Mesih burada', ya da `İşte şurada' derse, inanmayın. Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar büyük mucizeler ve harikalar yaratacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar. İşte size önceden söylemiş bulunuyorum.(Matta 24/23- 25)

Bütün dünya, şaşkınlık içinde canavarın peşinden gitti. İnsanlar, canavara yetki veren ejderhaya taptılar. «Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?» diyerek canavara da taptılar. (Matta 13/40, 41)


Şu anda Deccali sistem, masonluğun idaresi altındadır. Dünya masonluğunun lideri görev başındadır ve Deccal’in yanında bulunan yalancı peygamber, mason Moon tarikatının lideridir. O da, şu an halihazırda peygamberlik ilan etmiş durumdadır. Birlikte dünyayı gitgide artan bir sapkınlığa ve zulme sürüklemişlerdir. Masonik sistemin dünya üzerindeki hakimiyeti halen devam etmektedir.

Dolayısıyla, İncil’de geçen kehanetler doğru çıkmıştır, hadislerde Rasullullah’ın söyledikleri de doğru çıkmıştır. Ancak bu, bazı Hıristiyanların yorumladıkları şekilde olmamıştır. Zira söz konusu Hıristiyanların, İncil’deki bu kehanetin gerçekte çok farklı bir anlam içerdiğini anlamaları gerekmektedir.

Hıristiyanların İncil’deki kehanetlerinde bildirilen asıl kan akıtan düşünce ve fikren mücadele edilmesi gereken Deccaliyet, “masonluk ve ona bağlı olan Moon tarikatıdır”. Dünya masonluğu ve onun lideri ve sözde peygamber olduğunu iddia eden Moon tarikatının lideri şu an görev başındadırlar ve birlikte hareket etmektedirler. Her ikisi de sözde barış ve sevgi adına ortaya çıkmış ancak her ikisi de insanlığı sapkınlığa sürüklemişlerdir.

Dünya masonluğunun dünyaya sardığı komünizm, faşizm, Darwinizm, ateizm hep müspet amaçlarla ortaya çıktığını iddia etmiş, fakat gerçekte kitleler halinde insanları kandırmış ve dünyada savaşı, kargaşayı körükleyip kan akıtmıştır. Masonluk, tüm bu sapkın ideolojileri kullanarak kitle katliamlarına yol açmış, toplumları dejenerasyona uğratmıştır. Barış, sevgi, kardeşlik düşüncesiyle ortaya çıkıp dünyayı fesada boğmuştur. Masonluk, halen dünyaya hakimdir. Ve halen de sözde barışı savunduğu iddiasındadır. Oysa ki dünyayı kargaşaya sürükleyen Marks, Stalin, Lenin, Hitler, Mussolini, Franco, Darwin gibi isimlerin tümü yüksek derecede masondur. Bu kişiler, Deccaliyet'in emrinde kan dökmüş, veya kan dökülmesine sebep olmuşlar, dünyayı hercü merc haline getirmişlerdir ve bu kişiler dünyada 250 milyon kişinin hayatını kaybetmesine sebep olmuşlardır. Deccal’in gerçek yüzü, dünya hakimiyetinden sonra anlaşılmış durumdadır. Deccali sistem, şu anda getirdiği zulüm ve sapkınlıktan tanınmaktadır.

Bu yüzyıl, dünyanın son yüzyılıdır. Her 3 dine göre de dünyanın 150 yıl ömrü kalmıştır. Ondan sonra da kıyamet beklenmektedir. İncil’de geçen, söz konusu kehanetlerin tamamı gerçekleşmiştir.

Şimdi ise artık kurtuluş vaktidir. İçinde bulunduğumuz dönem Hz. İsa (as)'nın yeniden dünyaya geleceği, Hz. Mehdi (as)'nin zuhur edeceği çok kutlu bir dönemdir. Hangi hak dinden olursa olsun tüm inananların birbirlerini desteklemesi Deccaliyet'in bu oyununu tümüyle bozacaktır. Dindar Hıristiyanların, dindar Musevilerin ve dindar Müslümanların birlik olması, Allah’ın izniyle dünyaya adalet, barış, sevgi ve dostluk getirecek, Deccaliyet'in etkisi tümüyle son bulacaktır. Savaşlar, çatışmalar sona erecek, güzel ahlak tüm dünyaya hakim olacaktır. Bu, Yüce Rabbimiz’in vaadidir.


mesajkutusu.blogspot.com

Sitemiz kez ziyaret edilmiştir


Devamını okuyun...>>

Akan Ka­nı An­cak Türk-İs­lam Bir­li­ği Dur­du­rur


Doğu Tür­kis­tan’da son bir haf­ta­dır ya­şa­nan zu­lüm, Müslüman kar­deş­le­ri­mi­zin ilk de­fa kar­şı­laş­tık­la­rı bir du­rum de­ğil­dir. Do­ğu Tür­kis­tan­lı kar­deş­le­ri­miz yak­la­şık 60 yıl­dır tür­lü iş­ken­ce­le­re ma­ruz ka­lı­yor­lar ve akıl al­maz bas­kı al­tın­da­lar. Fi­lis­tin’de Müs­lü­man­lar ya­rım as­rı aş­kın sü­re­dir kat­le­di­li­yor­lar. Ken­di top­rak­la­rın­da sür­gün ha­ya­tı ya­şı­yor­lar. Irak’tan he­men her gün ölüm ha­be­ri ge­li­yor. Ker­kük­lü kar­deş­le­ri­miz ölüm kor­ku­suy­la ya­şı­yor. Kı­rım’da Müs­lü­man­lar zor­luk­lar al­tın­da var­lık­la­rı­nı de­vam et­tir­me­ye ça­lı­şı­yor­lar. Af­ga­nis­tan’da ne­re­dey­se her­gün Müs­lü­man ka­nı dö­kü­lü­yor, Pa­kis­tan’da bin­ler­ce Müs­lü­man ken­di ül­ke­sin­de mül­te­ci ko­nu­mu­na düş­tü. Ya­kın geç­miş­te Bos­na­lı Müs­lü­man­lar tüm dün­ya­nın gö­zü önün­de, Av­ru­pa’nın or­ta­sın­da, acı­ma­sız­ca soy­kı­rı­ma ta­bi tu­tul­du. Pek çok ül­ke­de ha­pi­sa­ne­ler, dü­şün­ce­le­rin­den ve inanç­la­rın­dan ötürü tu­tuk­lan­mış olan Müs­lü­man­lar­la do­lu. Bu acı­la­rın, bu kat­li­am­la­rın, bu sı­kın­tı­la­rın, bu çi­le­le­rin hiç­bi­ri ye­ni de­ğil. Müs­lü­man­lar, ne­re­dey­se yüz­yıl­dır bas­kı al­tın­da acı­ma­sız­ca ezi­li­yor. Bu fit­ne­nin son bul­ma­sı, akan ka­nın dur­ma­sı ise an­cak Türk İs­lam Bir­li­ği’nin ku­rul­ma­sıy­la müm­kün­dür. Fi­lis­tin’i, Irak’ı, Af­ga­nis­tan’ı, Do­ğu Tür­kis­tan’ı, Kı­rım’ı, Ker­kük’ü, Mo­ro’yu kur­ta­ra­cak açık, net ve tek ke­sin çö­züm Türk İs­lam Bir­li­ği’dir.

Ar­tık da­ha faz­la Müs­lü­man ka­nı ak­ma­ma­sı, İs­lam ül­ke­le­rin­de­ki fa­kir­li­ğin ve yok­lu­ğun son bul­ma­sı, Türk İs­lam coğ­raf­ya­sın­da­ki kar­ga­şa, anar­şi ve te­rö­rün tam an­la­mıy­la or­ta­dan kalk­ma­sı, hu­zur­lu, gü­ven­li, mü­ref­feh, ay­dın­lık bir me­de­ni­yet in­şa edil­me­si için Türk İs­lam Bir­li­ği’nin ku­rul­ma­sı şart­tır. Bir­lik ol­ma­yan İs­lam ale­mi­nin, za­rar gö­ren Müs­lü­man­la­rı ko­ru­ma­sı ve kol­la­ma­sı müm­kün ola­maz. Ama 1 mil­ya­rı aş­kın nü­fu­suy­la İs­lam ale­mi bir­lik ol­du­ğun­da, dün­ya­nın her­han­gi bir kö­şe­sin­de tek bir Müs­lü­ma­nın par­ma­ğı­nın ucu da­hi za­rar gör­mez. Bu­gün Do­ğu Tür­kis­tan’da ya­şa­nan zu­lüm kar­şı­sın­da sa­de­ce Tür­ki­ye’de tep­ki gös­te­ril­mek­te­dir. Türk İs­lam Bir­li­ği ku­rul­sa ve bu ge­niş coğ­raf­ya­nın ta­ma­mın­da Çin zul­mü­ne tep­ki gös­te­ril­se, böy­le bir zu­lüm de­vam ede­mez.

Çin zul­mü­nü dur­du­ra­cak olan Çin mal­la­rı­nın ya­kıl­ma­sı de­ğil­dir, tek ba­şı­na bu yön­tem­ler­le ne­ti­ce alın­ma­dı­ğı tec­rü­be edil­miş­tir. Ke­sin ne­ti­ce alın­ma­sı­nın tek yo­lu Türk İs­lam Bir­li­ği’nin ku­rul­ma­sı­dır. Bir­lik ol­muş bir Türk İs­lam ale­mi, son de­re­ce cay­dı­rı­cı ve et­ki­li bir gü­ce sa­hip ola­cak­tır.

İs­lam ah­la­kı­nın özün­de bir­lik var­dır. Al­lah Ku­ran’da “... Eğer siz bu­nu yap­maz­sa­nız (bir­bi­ri­ni­ze yar­dım et­mez ve dost ol­maz­sa­nız) yer­yü­zün­de bir fit­ne ve bü­yük bir boz­gun­cu­luk (fe­sat) olur.” (En­fal Su­re­si, 73) aye­tiy­le yer­yü­zün­de boz­gun­cu­lu­ğun son bul­ma­sı için iman eden­le­rin bir­bir­le­riy­le dost ol­ma­la­rı, it­ti­fak et­me­le­ri, bir­lik ve be­ra­ber­lik için­de ol­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­ni bil­di­ri­miş­tir. Tüm Müs­lü­man­lar bu em­re uy­mak­la so­rum­lu­dur. Türk İs­lam dün­ya­sı­nın bu bir­li­ği is­te­me­si la­zım­dır. Bir­lik is­te­me­yen ay­rı­lık is­ti­yor de­mek­tir ve ay­rı­lı­ğın Türk İs­lam dün­ya­sı­na hiç­bir fay­da­sı yok­tur. Müs­lü­man­la­rın gü­cü, kuv­ve­ti ve men­faa­ti bir­lik­te­dir.

Dün­ya­nın ih­ti­ya­cı olan şey ba­rış, sev­gi, yar­dım­laş­ma ve ada­let­tir. Ku­ru­la­cak olan Türk İs­lam Bir­li­ği’nin yer­yü­zün­de üst­le­ne­ce­ği mis­yon iş­te bu­dur. Bu bir­lik; düş­man­lık yap­mak, in­ti­kam al­mak ve­ya bir teh­dit un­su­ru ol­mak için de­ğil, dün­ya­da ba­rı­şın te­si­si için var ola­cak­tır. Bu bir­lik, “her­kes bi­ze ta­bi ol­sun, ge­ri ka­lan­lar da kö­le gi­bi ol­sun” an­la­mın­da ez­me­ye ve ta­hak­kü­me da­ya­lı bir bir­lik de­ğil­dir.

Türk İs­lam Bir­li­ği, bir sev­gi bir­li­ği­dir. Mu­hab­bet bir­li­ği­dir, gö­nül bir­li­ği­dir. Bu bir­li­ğin te­me­li, sev­gi, fe­da­kar­lık, yar­dım­se­ver­lik, mer­ha­met, hoş­gö­rü, an­la­yış ve uz­la­şı­dır. Ay­rı­ca in­sa­na say­gı, sa­nat­ta, bi­lim­de ve tek­no­lo­ji­de en yük­sek nok­ta­ya ulaş­mak bir­li­ğin he­de­fi­dir. Bir­li­ğin ku­rul­ma­sıy­la, sa­de­ce Türk top­lum­la­rı ve Müs­lü­man­lar de­ğil, tüm dün­ya ay­dın­lı­ğa ka­vu­şa­cak­tır.

Türk İs­lam Bir­li­ği, iba­det, inanç, dü­şün­ce ve ifa­de öz­gür­lü­ğü­nü tam an­la­mıy­la sağ­la­ya­cak­tır. Her di­nin men­su­bu di­le­di­ğin­ce iba­de­ti­ni ya­pa­bi­le­cek, ken­di di­nin­ce kut­sal sa­yı­lan her ye­ri zi­ya­ret ede­bi­le­cek, her dü­şün­ce­den ve inanç­tan in­sa­nın ma­lı, ca­nı, na­mus ve şe­re­fi Türk İs­lam Bir­li­ği’nin gü­ven­ce­sin­de ola­cak­tır.

Bir­lik Ol­mak Türk İs­lam Dün­ya­sı­na Müt­hiş Güç Ka­zan­dı­ra­cak­tır. Türk İs­lam ale­mi bir­lik ol­du­ğun­da, Müs­lü­man­la­rın ezil­me­si, hor gö­rül­me­si, bas­kı al­tı­na alın­ma­sı, zul­me uğ­ra­tıl­ma­sı, kal­te­dil­me­si gi­bi bir ih­ti­mal ol­ma­ya­cak, kim­se bu­nu ak­lın­dan da­hi ge­çi­re­me­ye­cek­tir.

Türk İs­lam Bir­li­ği­nin ku­rul­ma­sıy­la, Ame­ri­ka, Av­ru­pa, Çin, Rus­ya, İs­ra­il kı­sa­ca tüm dün­ya ra­hat­la­ya­cak­tır. Te­rör so­ru­nu son bu­la­cak, ham­mad­de kay­nak­la­rı­na ula­şım ga­ran­ti al­tı­na alı­na­cak, eko­no­mik ve sos­yal dü­zen ko­ru­na­cak, kül­tü­rel ça­tış­ma ta­ma­men or­ta­dan kal­ka­cak­tır. Ame­ri­ka as­ker­le­ri­ni top­rak­la­rın­dan bin­ler­ce ki­lo­met­re uza­ğa gön­der­mek zo­run­da kal­ma­ya­cak, İs­ra­il du­var­lar ar­ka­sın­da ya­şa­ma­ya­cak, Av­ru­pa Bir­li­ği ül­ke­le­ri eko­no­mik her­han­gi bir en­gel­le kar­şı­laş­ma­ya­cak, Rus­ya gü­ven­lik en­di­şe­si duy­ma­ya­cak, Çin ham­mad­de sı­kın­tı­sı çek­me­ye­cek­tir.

Türk-İs­lam Bir­li­ği, Müs­lü­man ale­mi­ni kal­kın­dı­ra­cak­tır. Oluş­tu­ru­la­cak İs­lam or­tak pa­za­rı sa­ye­sin­de, bir ül­ke­de üre­ti­len ürün­ler, güm­rük, ko­ta gi­bi sı­nır­sal en­gel­le­re ta­kıl­ma­dan bir di­ğer ül­ke­de ko­lay­lık­la pa­zar­la­na­bi­le­cek­tir. Ti­ca­ret ala­nı ge­niş­le­ye­cek, tüm Müs­lü­man ül­ke­le­rin pa­zar pa­yı ar­ta­cak, ih­ra­cat ge­li­şe­cek, bu, Müs­lü­man ül­ke­ler­de­ki sa­na­yi­leş­me sü­re­ci­ni hız­lan­dı­ra­cak, eko­no­mi­de sağ­la­na­cak kal­kın­ma ile tek­no­lo­ji­de de ge­liş­me ya­şa­na­cak­tır. Eko­no­mi­si güç­lü bir Türk-İs­lam ale­mi, Ba­tı dün­ya­sı ve di­ğer top­lum­lar için de önem­li bir re­fah kay­na­ğı ola­cak­tır. Bu top­lum­lar kar­şı­la­rın­da gü­ven için­de, te­dir­gin­lik duy­ma­dan iş bir­li­ği ya­pa­bi­le­cek­le­ri, ti­ca­ri fa­ali­yet için­de ola­bi­le­cek­le­ri bir güç bu­la­cak­lar­dır. Ay­rı­ca Ba­tı­lı ku­rum ve ku­ru­luş­la­rın sü­rek­li ola­rak bu böl­ge­le­rin kal­kın­ma­sı için ak­tar­dık­la­rı fon­la­ra da ge­rek kal­ma­ya­cak, bu fon­lar dün­ya eko­no­mi­si­nin güç­len­me­si için kul­la­nı­la­cak­tır.

Türk İs­lam Bir­li­ği’nin ku­rul­ma­sı için bu­gün hiç­bir en­gel bu­lun­ma­mak­ta­dır. Sa­de­ce bir­lik ol­ma­yı is­te­mek ge­rek­li­dir. Sa­mi­mi­yet­le bu bir­lik is­ten­me­li, tüm Müs­lü­man­lar bir­bir­le­ri­ne sev­giy­le, an­la­yış­la, te­va­zuy­la, şaf­kat­le ve mer­ha­met­le yak­la­şıp, bir­bir­le­ri­nin kar­deş ol­du­ğu ger­çe­ği­ni unut­ma­dan ha­re­ket et­me­li­dir­ler. (Mil­li De­ğer­le­ri Ko­ru­ma Vak­fı Mütevelli Heyeti BaşkanıTar­kan Ya­vaş)

GLOBAL YAYINCILIK SİPARİŞ HATTI (0212) 444 444 1


mesajkutusu.blogspot.com

Sitemiz kez ziyaret edilmiştir


Devamını okuyun...>>

Masonlarda Ruhun İnkarı


Masonların ruhun varlığını inkar etmeleri, insan bilincini sadece maddeden (beyinden) ibaret saymaları da, iddia ettikleri gibi "bilimin gereği" değildir. Aksine, günümüzde bilimsel bulgular, insan bilincinin maddeye indirgenemediğini, yani bilincin beynin fonksiyonları ile açıklanamadığını göstermektedir.

Bu konudaki literatüre bakıldığında, bilim adamlarının, materyalizmin zorlamasıyla ortaya çıkan "bilinci beyne indirgeme" çabası sonucunda hiçbir sonuca ulaşamadıkları ve çoğunun bundan vazgeçtiği görülür. Günümüzde pek çok araştırmacı, insan bilincinin beyindeki nöronların, onları oluşturan molekül ve atomların ötesinde, açıklanamayan bir kaynaktan geldiği kanısındadır.

Bunlardan biri olan Wilder Penfield, yıllarca süren çalışmalardan sonra ruhun varlığının inkar edilemeyecek bir gerçek olduğu sonucuna varmıştır:

Aklı sadece beyin fonksiyonu olarak yıllarca açıklamaya çalıştıktan sonra, bir kişinin, varlığımızın iki önemli unsurdan meydana geldiğini savunan hipotezi benimsemesinin daha mantıklı olduğu sonucuna vardım... Aklı, beynin içindeki sinirsel işlemler bazında açıklamanın oldukça imkansız olacağı kesin gözüktüğü... için, varlığımızın iki önemli unsur (madde ve ruh) açısından açıklanması gerektiği savını seçmek zorunda kalıyorum.(Wilder Penfield, Aklın Esrarı: İnsan Beyni ve Bilinç Üzerine Kritik Bir İnceleme/ The Mystery of the Mind: A Critical Study of Consciousness and the Human Brain, Princeton, New Jersey, Princeton University Press, 1975, s. 123)

Bilim adamlarını bu sonuca ulaştıran gerçek, bilincin hiçbir zaman için maddi faktörlerle açıklanamamasıdır. İnsan beyni 5 duyumuzun toplandığı ve işlemden geçirildiği muhteşem bir bilgisayar gibidir. Ama bu bilgisayarın bir "benlik" duygusuna sahip olması, kendisine ulaşan duyuları kavraması, hissetmesi, bunlar üzerine düşünmesi mümkün değildir. Ünlü İngiliz fizikçi Roger Penrose, The Emperor's New Mind (İmparatorun Yeni Bilinci) adlı kitabında bu konuda şunları söyler:

Belirli bir kimseye onun insan kimliğini veren nedir? Bir dereceye kadar vücudunu meydana getiren atomlar mıdır? İnsan kimliği atomları meydana getiren elektron, proton ve diğer partiküllerin özgün seçimine mi bağlıdır? Bunun böyle olmadığını gösteren en azından iki neden vardır. Birincisi, yaşayan herkesin bedenini meydana getiren materyalde aralıksız bir değişim vardır. Bu, her ne kadar doğumdan sonra yeni beyin hücreleri meydana gelmese de, bir kimsenin özellikle beyin hücreleri için de geçerlidir. Doğumdan beri her bir hücrenin ve vücudumuzu meydana getiren maddenin hemen tamamı defalarca değiştirilmiştir. İkinci neden kuantum fiziğinden gelir... Eğer bir kimsenin beynindeki bir elektron bir tuğladaki diğer bir elektronla değiştirilse idi, sistemin durumu bir önceki ile tamamen aynı olurdu, adeta ayırt edilemezdi. Aynı şey protonlar ve diğer bütün parçacıklar için de geçerlidir. Eğer bir kimsenin bedenindeki tüm madde bu evin tuğlalarındaki uygun parçacıklar ile değiştirilse idi, tam anlamı ile hiçbir şey fark etmezdi." (Roger Penrose, The Emperor's New Mind, Penguin Books, 1989, s. 24-25)

Penrose bir insanın bütün atomlarını tuğlanın atomları ile değiştirsek bile insanı bilinçli yapan özelliklerin tamamen aynı kalacağını açıkça ifade etmektedir. Ya da tam tersini düşünebiliriz. Eğer beynin atomlarının parçacıklarını tuğlanınkilerle değiştirsek, bu da tuğlayı elbette bilinçli yapmaz.

Kısacası insanı insan yapan özelliklerin maddenin bir özelliği olmadığı, onun dışında bir varlık olduğu çok açıktır. Penrose kitabının sonuç kısmında şu yorumu yapar:

Bilinç bana göre, öylesine önemli bir olgu ki, karmaşık hesaplamayla 'rastlantı' sonucu ortaya çıkan bir kavram olduğuna inanamam. Bilinç, evrenin varoluşu gerçeğini, onun sayesinde anladığımız bir olgudur. (Roger Penrose, The Emperor's New Mind, Penguin Books, 1989, s.580)

Peki bu durum karşısında materyalizm neyi savunmaktadır? Materyalistler, insanın sadece maddeden ibaret olduğunu, cansız, bilinçsiz atomların tesadüflerle yanyana gelip, insan gibi aklı, duyguları, düşünceleri, hatıraları, duyuları olan bir varlığı meydana getirdiğini nasıl ileri sürmektedirler? Bunu, kendilerince, nasıl mümkün görmektedirler?

Bu sorular tüm materyalistleri ilgilendiren sorulardır. Ancak masonik kaynaklar bu konuda herhangi bir materyalist kaynaktan daha ilginç fikirler içerir. Bu kaynaklara bakıldığında, materyalist felsefenin ardındaki "maddeye tapınma" hurafesi açıkça ortaya çıkmaktadır.

Masonik Materyalizm: Maddenin İlahlaştırılması

Materyalist felsefenin ne olduğunu iyi anlamak gerekir: Bu felsefeyi savunanlar, evrendeki büyük düzen ve dengenin, dünya üzerindeki milyonlarca farklı canlı türünün ve biz insanların, sadece ve sadece maddeyi oluşturan atomların etkileşimleri ile ortaya çıktığına inanmaktadırlar. Bir başka deyişle, cansız ve şuursuz atomların "yaratıcı" olduğunu sanmaktadırlar. (Allah'ı tenzih ederiz.)

Bu fikir her ne kadar modern gibi gösterilse de, gerçekte tarihin eski çağlarından bu yana var olan sapkın bir inancın tekrarıdır: Putperestlik. Putlara tapanlar, tapındıkları heykellerin, totemlerin bir ruhu ve kudreti olduğuna inanmış, yani cansız, bilinçsiz maddeye, bilinç ve büyük bir kudret atfetmişlerdir. Bu kuşkusuz son derece saçma bir inançtır. Allah putperestlerin bu saçma inancına Kuran'da dikkat çeker. Peygamber kıssalarında, putperest kavimlerin inancının saçmalığı özellikle vurgulanır. Örneğin ayette Hz. İbrahim'in babasına "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?" (Meryem Suresi, 42) diye sorduğu bildirilmektedir. İşitmeyen, görmeyen, yani bir güce sahip olmayan cansız maddeye ilahlık atfetmenin çok akılsızca bir düşünce olduğu açıktır.

Materyalistler ise çağımızın putperestleridir. Onlar taştan, tahtadan heykellere, totemlere değil, ama bunları ve tüm diğer cisimleri oluşturan "madde" mefhumuna inanmakta, bu maddenin sonsuz bir güç, akıl ve bilgi sahibi olabileceğini düşünmektediler. İşte masonik kaynaklar, bu konuda ilginç bilgiler içerirler. Çünkü masonlar, materyalizmin özündeki bu putperest inancı açıkça "itiraf" etmektedirler. Mimar Sinan dergisindeki bir makalede şunlar yazılıdır:

Bir özdeği oluşturmak için, atomlar kendi kendilerine, bir düzen içinde örgütlenirler. Atomların örgütlenmesini sağlayan güç, her atomun sahip olduğu tindir (ruhtur). Her tin bir bilinç olduğuna göre, her yaratık bir bilinçtir ve her yaratık zekidir. Üstelik her yaratık aynı derecede zekidir. Bir insan, bir hayvan, bir bakteri, bir molekül aynı derecede zekidir. (Onur Ayangil, Yeni Gnose, Mimar Sinan, 1977, Sayı 25, s. 20)

Dikkat edilirse, burada açıkça her atomun ayrı bir akıl ve bilince sahip olduğu iddia edilmektedir. Bunu iddia eden mason yazar, her varlığın da sahip olduğu atomlardan dolayı bir bilince sahip olduğunu ileri sürmekte, insan ruhunun varlığını reddettiği için de, insanı hayvanlar veya cansız moleküller gibi bir "atom yığını" saymaktadır.

Oysa gerçek şudur: Cansız maddenin (yani atomların) bir ruhu, bilinci, aklı yoktur. Bu, bütün gözlem ve deneylerimizin bize gösterdiği bir gerçektir. Bilinç ancak canlılarda vardır ki, bu da Allah'ın canlılara vermiş olduğu "can" mefhumunun bir sonucudur. İnsan ise canlılardaki en üstün bilince sahiptir, çünkü Allah'ın kendisine verdiği ruhu taşımaktadır.

Bir diğer ifadeyle, bilinç, masonların inandığı gibi cansız maddede değil, ancak ruh sahibi varlıklarda bulunur. Masonlar ise, Allah'ın varlığını kabul etmemek için, atomlara "ruh" atfedecek kadar saçma bir inanca başvurmaktadırlar.

Masonların savunucusu oldukları bu materyalist inanç, aslında "animizm" olarak bilinen ve doğadaki her maddenin (taşların, dağların, rüzgarın, suyun vs.) ayrı birer ruhu ve bilinci olduğunu varsayan pagan bir inanışın yeniden ifadesidir. Bu inanış Yunan düşünürü Aristo tarafından materyalizmle (maddenin yaratılmadığı ve tek mutlak varlık olduğu inancıyla) birleştirilmiş ve bugün dahi materyalizmin özünde yer alan "doğadaki cansız varlıklara bilinç atfetme" şeklindeki "çağdaş paganizm (putperestlik)" gelişmiştir.

Masonik yayınlar bu konuda çok ilginç izahlarla doludur. Mimar Sinan dergisindeki "Gerçeğin Yolu" başlıklı bir makalede şöyle denir:

Animist bir varsayımla atomda ruhun varlığını kabul edersek, hiyerarşik bir gelişimle, atom ruhcuklarını yöneten molekül, molekül ruhcuklarını yöneten hücre, hücrelerinkini yöneten organ ve hepsinin üzerinde tüm bedenin yönetici ana ruhu, bütün bu ruhcukların ilahı değil mi? (Enis Ecer, Gerçeğin Yolu, Mimar Sinan, 1979, Sayı 30, s. 29)

Bu batıl ve ilkel inanış, masonları, evrendeki denge ve düzenin cansız madde tarafından sağlandığı düşüncesine götürür. Yine Mimar Sinan dergisinde, dünyanın jeolojik gelişimi hakkındaki bir makalede şöyle yazılıdır:

Bu yüzey bozulması öylesine ince hesaplarla gerçekleşmiştir ki, canlı yaşamın bugünkü durumunu kazanması magmanın bu görünmez zekası sayesinde mümkün olmuştur diyebiliriz. Yoksa, sular çukurlarda toplanamaz, yeryüzünü küresel bir su tabakası tamamen kaplardı. (Faruk Erengül, Evrende Zeka, Mimar Sinan, 1982, Sayı 46, s. 27)

Mimar Sinan dergisindeki bir başka makalede ise, ilk canlı hücrenin ve ondan türeyen diğer hücrelerin bilinçli oldukları, plan yapıp bunu uyguladıkları iddia edilmektedir:

Dünyada hayat başlangıcı tek hücrenin meydana gelmesiyle olmuştur. Bu tek hücre derhal harekete geçerek, hayati itilişin altında, adeta isyankar bir davranışla, ikiye bölünür ve bu vetire namütenahi bir parçalanma teselsülü ile devam eder. Ancak, bu ayrılmış hücreler serserice seyretmenin gayesiz olduğunu idrak eder, sanki bu serseri seyrinden korkuyor ve hayatı koruma insiyakının kuvveti ve itilişi altında, bu birbirlerinden ayrılmış hücreler aralarında planlı teşriki mesai yaparak, birleşerek, hayatı idame ettirebilecek uzuvların yapısı için fedakarlıkla, tam demokratik bir şekilde, ahenkle çalışır. (Albert Arditti, Hürriyet-Disiplin-Dinamizm-Statizm, Mimar Sinan, 1974, Sayı 15, s. 23)

Oysa bir canlı hücresinde, üstteki alıntıda iddia edilen planlamayı yapacak bir bilinç yoktur. Buna inanmak, batıl bir inançtan başka bir şey değildir. Yine de masonlar, üstteki alıntılarda görüldüğü gibi, Allah'ın varlığını ve yaratma sıfatını kabul etmemek için atomlara, moleküllere ve nihayet hücrelere akıl, plan, fedakarlık ve hatta "demokratik ahenk" gibi komik sıfatlar atfedebilmektedirler. Bir yağlıboya tablonun nasıl ortaya çıktığını anlatırken, "boyalar planlı bir teşriki mesai yaparak, tam demokratik bir şekilde, ahenkle çalışmış ve bu resim ortaya çıkmış" demek nasıl bir saçmalıksa, masonların hayatın kökenine getirdiği iddia da o kadar saçmalıktır.

Masonların ve diğer materyalistlerin söz konusu batıl inancının günlük yaşamda sıkça karşılaştığımız bir ifadesi, "Doğa Ana" kavramıdır. Evrim teorisini savunan belgesel filmlerde, kitaplarda, dergilerde, hatta reklamlarda dahi karşımıza çıkan "Doğa Ana" ifadesi, doğayı oluşturan cansız maddelerin (azot, oksijen, hidrojen, karbon gibi elementlerin, bunları içeren toprağın, suyun, atmosferin vs.) bilinçli bir güce sahip olduğu ve insanlar dahil tüm canlıları "yarattığı" şeklindeki bir batıl inancı ifade etmek için kullanılmaktadır. Hiçbir gözlemsel ve deneysel veriye ya da herhangi bir akılcı analize dayanmayan bu hurafe, sadece telkin yoluyla insanlara kabul ettirilmek istenir. Amaç, insanların gerçek Yaratıcıları olan Allah'ı unutmaları, bunun yerine "doğa"nın yaratıcı sayıldığı pagan bir kültür içinde yaşamalarıdır.

Masonluk ise, bu kültürü oluşturmak, güçlendirmek ve yaymak için büyük bir çaba içindedir ve kendisiyle aynı safta gördüğü tüm toplumsal güçleri desteklemektedir. Mimar Sinan dergisinde yayınlanan "Bilimsel Açıdan Dayanışma Kavramı ve Evrimi Üzerine Düşünceler" başlıklı bir makalede, "doğa ananın düzenlediği esrarlı uyum"dan söz edilmekte, bu düşüncenin masonluğun hümanist felsefesinin temeli olduğu vurgulanmakta ve bu felsefeyi savunan tüm hareketlerin masonluk tarafından destekleneceği haber verilmektedir:

Canlılar dünyasının yaşamında madde alışverişi bakımından yeryüzünde ve içimizde yaşayan yararlı mikropların, bütün bitkilerle hayvanların ve insanların "doğa ananın" düzenlediği esrarlı bir uyumla sürekli olarak ortaklaşa organik bir dayanışma içinde olduklarını düşünerek masonluğun, huzur-barış-güven ve mutluluk amacında ve kısacası hümanizma ve insanların evrensel birliği yolunda atılan psiko-sosyal her türlü dayanışma hareketini, kendi ülküsünün gerçekleştirmesini sağlayacak araç ve aksiyon olarak karşılayacağını ve selamlayacağını bir kez daha teyit etmek isterim. (Naki Cevad Akkerman, Bilimsel Açıdan Dayanşma Kavramı ve Evrimi Üzerine Düşünceler II, Mimar Sinan, 1976, Sayı 20, s. 49)

Masonluğun "kendi ülküsünü gerçekleştirmek için" desteklediği "araç ve aksiyon"ların en önemlisi ise, materyalizmin ve hümanizmin çağımızdaki sözde bilimsel dayanağı olan evrim teorisidir.

Bir sonraki bölümde Darwin'in yaşamından günümüzdeki evrim propagandasına kadar evrim teorisinin iç yüzünü inceleyecek ve tüm zamanların bu en büyük bilimsel yanılgısının masonlukla olan gizli ilişkisini ortaya çıkaracağız.

mesajkutusu.blogspot.com

Sitemiz kez ziyaret edilmiştir


Devamını okuyun...>>

Türk-İslam Birliği Posteri

Harun Yahya'nın eserleri ile ilgili
Türçe Posterleri http://harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/Poster linkinden
İngilizce Posterleri http://harunyahya.net/V2/Lang/en/Pg/Poster linkinden
ve diğer dillerdeki posterleri de bulabilirsiniz

Türk-Islam Birliği ile ilgili

Türkçe Büyük Posteri:
http://harunyahya.net/popup/ViewPoster.php?image=/images/Poster/Turk-Islam_Birligi_tr_b.jpg&Lang=tr

İngilizce Büyük Posteri:

indirebilirsiniz.






mesajkutusu.blogspot.com
Sitemiz kez ziyaret edilmiştir


Devamını okuyun...>>

İlmi Araştırma Temmuz 2009



İlmi Araştırma Dergisi Temmuz 2009 Bülteni

Değerli okuyucumuz,

Derginiz İlmi Araştırma Temmuz 2009 sayısında size yine gündemden çok önemli konularla ve imani derinliğinizin artmasına, Allah'a yakınlaşmanıza vesile olacak yazılarla ulaşıyor. Derginizin kapak konusunun başlığı, Rant Peşindeki Bazı Yazarların Din ve Mukaddesat Aleyhine Yazılar Yazmaları Neden Destekleniyor?

Bir ülkede düşünce ve ifade özgürlüğü olması, o ülkenin ilerleyebilmesi ve toplum içinde kalıcı bir huzur ortamının oluşması için gerekli olan önemli şartlardan biridir. Fakat edebiyat dünyasının din ahlakına karşı olan bazı kesimlerinde, düşünce ve ifade özgürlüğü dönem dönem farklı amaçlar için kullanılmaktadır. (www.guncelyorumlar.com)

Düşünce ve ifade özgürlüğü kisvesi altında din ve mukaddesat aleyhine provokasyon ve rant amaçlı kitaplar yazılmakta ve bu, sözde aydın olmanın bir parçasıymış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Ancak açıktır ki; düşünce ve ifade özgürlüğünü hakaret özgürlüğü olarak algılayan yazarların din aleyhine kitaplar yazmaları, mukaddesata karşı hakaretamiz ifadeler kullanmaları ve bunun bazı çevrelerce desteklenmesi tamamen planlı bir oyunun parçasıdır. Bu noktada inançlı insanlarımıza düşen; dini değerler ve mukaddesat konusunda çok duyarlı olmaları, Yüce Allah'ın bildirdiği din ahlakına ve dini değerlerimize sahip çıkmaları ve ateist çevrelerin planlı oyunları karşısında ittifak ederek haklı tepkilerini hukuki ve meşru zeminde en uygun şekilde ortaya koymalarıdır. (www.iyilerinittifaki.com)

Derginizde yer alan bir başka konu ise Dünyadaki En Büyük Nimetlerden Biri: Gerçek Akıl başlığını taşıyor. Bu yazıda gerçek aklın Kuran'a göre tanımı yapılırken, nasıl akıl sahibi olunacağı anlatılıyor. Unutulmamalıdır ki temiz akıl sahibi olmak; derin düşünebilmeyi, incelikleri kavrayabilmeyi, hikmetli konuşabilmeyi, doğruyu yanlışı birbirinden ayırt edebilmeyi, olaylar hakkında muhakeme yapabilmeyi, isabetli kararlar alabilmeyi ve her olayda hayır görebilmeyi ifade eder. Vicdanının sesini dinleyerek Allah'a yönelen her insan, kısa sürede temiz bir akla sahip olabilir. Bunun için yapılması gereken, Allah'a samimiyetle iman etmek, O'ndan gereği gibi korkmak ve Rabbimiz'in istediği gibi bir yaşam sürmektir. Bu samimi iman, insana akıl kazandırır.

İlmi Araştırma'nın Temmuz sayısında ayrıca Sayın Adnan Oktar'ın röportajlarından bölümleri, Peygamberler tarihinden örnekleri ve daha birçok önemli konuyu bulacaksınız.

Derginizde sizlere ulaşacak olan diğer bazı konu başlıkları şunlardır:

KAPAK KONUSU:
Rant Peşindeki Bazı Yazarların Din ve Mukaddesat Aleyhine Yazılar Yazmaları Neden Destekleniyor?

İNCELEME
Yüce Allah'ın Emri: Aciz ve Yoksulların Korunup Kollanması

KURAN AHLAKI
Basit Bir Davranış Göstergesi: Övünme İhtiyacı

Allah "Gizlinin Gizlisini" Bilir

Müminlerin Sevgi ve Dayanışmalarından Gelen Manevi Kuvvetleri

İNCELEME
Dünyanın En Büyük Nimetlerinden:
Gerçek 'Akıl'

PEYGAMBERLER TARİHİ
Firavun Dönemindeki Tehdit Ortamında İman Eden Müminler

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler
Güncel
Adnan Oktar İle Yapılan Röportajlardan Kuran'da Hz. Mehdi (a.s.) Dönemine İşaretler
Bir Ayet Bir Açıklama
Ekonomik Krizin Dünya Çapındaki Etkileri Giderek Artıyor

Dünyadan Yankılar
Harun Yahya (Adnan Oktar)'ın Eserleri Hakkında

Adnan Oktar Ne Demişti? Ne Oldu?
İmam Rabbani'nin Dilinden İhlas
Nefsin Geçersiz Bir Bahanesi: Kalp Temizliği

HEDİYE KİTAP:
İHTİŞAM HER YERDE



mesajkutusu.blogspot.com

Sitemiz kez ziyaret edilmiştir


Devamını okuyun...>>

İlmi Mercek Temmuz 2009



İlmi Mercek Dergisi Temmuz 2009 Bülteni

Değerli okuyucumuz,

İlmi Mercek Derginiz Temmuz 2009 sayısında sizlere yine çok önemli konularla ulaşıyor. Kapak konusu Anti-Darwinist Faaliyet Niçin Önemlidir? Başlığını taşıyor.

Darwinizm hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan ya da konuyu detaylı olarak incelememiş olan kimseler, Darwinizm'in nasıl bir tehlike olduğunun farkına varamayabilir. Günümüzde insanlığa acı veren ve eziyet çektiren sosyal problemlerin ve ahlaki dejenerasyonun temelinde evrim teorisinin bulunduğunu göremeyebilirler.

Darwinist düşüncenin yaklaşık 1.5 asırdır insanlığa verdiği zararın farkında olmadıkları için de Darwinizm ile yapılan fikri mücadelenin ne kadar hayati olduğunu bir türlü anlamıyor olabilirler. Oysa Darwinist ideoloji, (Yüce Allah'ı tenzih ederiz) Allah'ın varlığını ve Yaratılış gerçeğini inkar eder. İnsanların Rabbimiz'e karşı sorumlu olduklarını unutturmaya çalışır. İnsanlara, sözde kör tesadüflerin eseri olan bir tür hayvan olduklarını telkin ederek, onları orman kanunlarına göre yaşamaya teşvik eder. Tüm bu nedenler dolayısıyla da Darwinizm'e karşı fikri mücadele yürütmek büyük önem taşımaktadır. (www.Darwinistlerbizesorun.com)

Darwinizm'i çürüten bilimsel gerçeklerden bahsetmeksizin, kanlı terörün kaynağı olan sapkın Darwinizm dinini savunmak, Türk düşmanı Darwin'i övüp yad etmek, Türk milletini hem oyalamak hem de aldatmaktır. İnsanlarımız artık Darwinizm'in bir aldatmaca olduğunu, bilimsel olarak çürütülmüş olduğunu bilmektedirler. Kesin bilimsel gerçekler karşısında onları bir aldatmacaya inanmaya zorlamak sonuç vermeyecektir. Dolayısıyla yapılması gereken tüm bilimsel gerçekler ışığında sapkın bir din olan Darwinizm'in çürümüş olduğunu kabul etmektir. (www.birzamanlardarwinizm.com) Üzerinde düşüneceğiniz ve ilgiyle okuyacağınız bu yazıda Darwinizm'in ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlayacaksınız.

Elimizde bir imkan olsa ve bütün yağan kar tanelerini bir araya getirip inceleyebilsek, hepsinin birbirlerinden tamamen farklı olduklarını görürürz. Bunun nedeni, kar tanelerini meydana getiren su moleküllerinin moleküler özelliği ve kar kristallerinin bun abğalı olarak farklı geometrik yapılarda oluşmalarıdır. Asıl dikkat çekici olan ise; meydana gelen bu çeşit çeşit kar tanelerinin mükemmel ve kusursuz bir simetriye sahip oluşlarıdır. Derginizde İman Hakikatleri bölümünde size ulaşan konulardan biri kar tanelerini ele alıyor ve Allah'ın Kar Tanelerinin İçinde Yarattığı İhtişam başlığını taşıyor. Bu yazıyı büyük bir ilgiyle okuyacaksınız. (www.muhtesemresimler.com)

Marketten aldığınız ürünlerin fiyatları, ürünlerin üzerinde yer alan barkodların kasalarda okunması ile belirlenir. Son yıllarda günlük yaşantımızı kolaylaştırmak amacıyla kullanmaya başladığımız barkod sisteminin bir benzeri insan yüzünde de gizlidir.Büyük ilginizi çekeceğini düşündüğümüz makalelerden biri ise İnsan Yüzünde Barkod Sistemi Mucizesi başlığını taşıyor.

Derginizde yer alan bazı konu başlıkları ve konu özetleri ise şunlardır:

KAPAK KONUSU:
Anti-Darwinist Faaliyet Niçin Önemlidir?

BİTKİ DÜNYASI
Pervane ve Paraşüt Kullanarak Dağılan Tohumlar

İNSAN VÜCUDU
Farklı Tonlardaki Sayısız Sesi Nasıl Duyuyoruz?

MOLEKÜL MUCİZESİ
Moleküllerin Hiç Bitmeyen Hareketliliği

HAYVANLAR ALEMİ
D Vitamini Eksikliğini Tespit Eden Bukalemunlar

İNSAN MUCİZESİ
Kıkırdak Dokudaki Hikmetli Yaratılış

İnsan Yüzünde Barkod Sistemi Mucizesi

İMAN HAKİKATLERİ
Allah'ın Kar Tanelerinin İçinde Yarattığı İhtişam

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler
İslam Dünyası'nda Geçen Ay
Bu Ay Neler Var?
Türk İslam Birliği Yolunda...
Fosiller Evrimi Yalanlıyor
Vücut Sıcaklığını Kontrol Altında Tutan Mükemmel Sistem
Bir Ayet Bir Açıklama
Üstün Özelliklerle Yaratılmış Bir Madde: Cam
İslam Ahlakını Yaşayan Toplum, İnsanlara Şefkat ve Merhamet Etme Temeli Üzerine Kuruludur
Darwinist Neleri Düşünmez?

HEDİYE KİTAP:
MUCİZELER ZİNCİRİ


mesajkutusu.blogspot.com

Sitemiz kez ziyaret edilmiştir


Devamını okuyun...>>

Darwinistlerin "Ortak Ata" Aldatmacası


Savundukları teoriden utanç içinde olan Darwinistler, şimdi “maymundan geldik” iddiasını örtbas etmeye çalışıyorlar. Darwin’i de korumaya alarak, “aslında Darwin de maymundan geldik dememişti, ortak bir atadan bahsetmişti” diye ortaya çıktılar. Darwinist yayınlar, birdenbire bu aldatmacaya sahip çıktı ve “maymunlar atamız değil, kuzenlerimizmiş” gibi saçmalıkları manşetten vermeye başladılar. Darwinistler, mantık dışı iddiaları nedeniyle artık daha fazla küçük düşmemek için yepyeni şeyler uyduruyorlardı, fakat uydurdukları şeyler onları daha fazla küçük düşürdü.

Buradan söz konusu iddiayı sahiplenen Darwinistlere sesleniyoruz:

“İnsanın (hayali) atası maymun değil, ortak bir ataydı” diyerek kendinizi küçük düşürüyorsunuz. Tarif ettiğiniz şey, sonuçta maymuna benzeyen garip bir varlık değil mi? Ve bu canlı, sizin iddianıza göre, maymuna benziyor mu, benzemiyor mu? Anlaşıldığı kadarıyla benziyor. Şu durumda, buna maymun veya başka bir şey denmesi ne fark edecek? İnsana benzeyen vahşi bir hayvan değil mi kastettiğiniz. Eğer içiniz rahatlayacaksa buna “taymun” diyelim. Bunun adı “taymun” olduğunda bu saçma iddianız kurtulacak mı?

Demagojiyi bırakın! Bu tümüyle ilkel bir düşüncedir. Maymuna benzer garip bir mahluku “ortak ata” ilan edip, “aslında maymundan değil ortak atadan geldik” diye ortaya çıkmak oldukça küçük düşürücü bir harekettir. Bahsettiğiniz bu hayali garip mahluku tanımlamak için insanlar ona “maymun” diyorlar. Bu canlı gorile de benzer, şempanzeye de, primata da. Fakat genel tanım olarak maymun olarak nitelendirilmiştir. Bu sözün bir varlığı tanımlamak için kullanılan herhangi bir söz olduğunu anlamazlıktan gelip “biz aslında böyle demedik” demek olmaz. İnsana çok benzeyen bir sürü maymun olmuştur. Örneğin, Homo habilis olarak tanımlanan maymun türü, yapısal olarak insana oldukça benzerlikler gösterir. Ama bu canlı, vücudu tüylerle kaplı, keskin dişleriyle oraya buraya saldıran, hatta kendi türdeşinin etini yiyen tam bir maymun, yani bir hayvandır. Belli açılardan insana benzerliği bir şey değiştirmemektedir.

İnsan, tamamen farklı bir varlıktır.

İnsan, aklı ve şuuru olan, görüntüyü görüp algılayan, bunlar üzerine düşünüp yorum yapan, muhakeme ve yargıya sahip olan, yani RUH SAHİBİ BİR VARLIKTIR. Bir canlının “insan” olabilmesi için onun, “benim” diyen, kendi varlığının farkında olan RUH SAHİBİ bir varlık olması gerekir. Ruh, bir kediye bile verilse, o varlık kedi görünümünde insan olur. İnsanı diğer canlılardan ayırd eden şey, yalnızca, sahip olduğu ruhtur. Bunu anlamazlıktan gelmeyin!

Darwinistler, Yine Aynı Taktiği Kullanarak Tesadüf İzahını da Anlamazlıktan Gelirler

Darwinistler;
Hayali “maymun ata” konusunu anlamazlıktan gelme taktiğiniz, “tesadüf” konusunu anlamazlıktan gelme taktiğiniz ile aynı! Darwinizm; yaratılışı, Yaratıcı’yı (Yüce Allah’ı tenzih ederiz) ve dolayısıyla canlı varlıklardaki bilinç, akıl ve tasarımı tamamen inkar eden ve dolayısıyla her şeyi şuursuz tesadüflere ve başıboş, kontrolsüz olaylara bağlayan sapkın bir inançtır. Darwinizm’in başka bir tarifi olmamasına rağmen, Darwinistlerin tüm izahları tesadüfe dayanmasına rağmen ve tüm yayınlarında alenen tesadüfü anlatmalarına rağmen, “biz aslında tesadüfü kastetmedik” diye ortaya çıkmaktadırlar. Bu açıkça, tesadüfün adını değiştirmeye kalkmaktır.

Tıpkı hayali “maymun ata”nın adını değiştirmeye kalktığınız gibi, tesadüfün de adını değiştirmeye kalkmayın. Tıpkı “maymundan geldik” dediğiniz zaman küçük duruma düştüğünüzü bildiğiniz gibi, “tesadüfen oldu” dediğinizde de küçük duruma düştüğünüzü biliyorsunuz. İşte bu yüzden, bu saçmalığın ismini alenen değiştirmeye kalkıyor ve “biz tesadüf demedik” diye ortaya çıkıyorsunuz. “Peki şuurlu bir varlık mı yaptı” diye sorulduğunda “hayır” diyorsunuz. “Tüm olaylar bir bilincin, bir aklın kontrolünde miydi?” diye sorulduğunda yine “hayır” diyorsunuz.

İşte bu, bir aldatmacadır. Bir şey ya vardır, ya da yoktur. Bir masanın üzerindeki tabak ya vardır ya da yoktur. Bunun üçüncü bir açıklaması olamaz. Dolayısıyla demagojiye bir son vermelisiniz. Çocukça açmaza girerek kendinizi bu kadar küçük düşürmenize bütün insanlık şaşırıyor.

Daha önce defalarca tekrar ettiğimiz önemli bir gerçek var: İnsanlar artık gerçekten Darwinist aldatmacalarla kandırılamıyorlar. “Tamam, maymun değil ama ortak ata” dediğinizde bu izah zannettiğiniz gibi insanlar üzerinde tatmin edici ve inandırıcı bir etki bırakmıyor. Bu izahlar, yalnızca uzunca bir süredir insanlara gösterdiğimiz ve anlattığımız bir gerçeği teyid ediyor: Darwinistlerin ellerinde demagoji dışında hiçbir şey olmadığı gerçeğini.

Böyle örnekler oldukça, insanlar, Darwinistlerin yıllardır kendilerini nasıl yöntemlerle aldatmakta olduğunu daha iyi görüyorlar. İnsanlar, Darwinizm’in bir sahtekarlık olduğuna daha çok kanaat getiriyorlar. İşte bu sebeple artık yapılması gereken şey, bu durumu kabul edip bilimsel gerçeklere göre hareket etmektir. Darwinizm’in yenildiğini kabullenerek insanlara gerçekleri anlatmaktır. İnsan, yeryüzündeki tüm diğer varlıklar gibi, Rabbimiz’in dileği ve emri ile yoktan yaratılmıştır. İnsanı insan yapan, Yüce Allah’ın ona bahşettiği ruhtur. Yeryüzündeki ve bu evrendeki hiçbir şey, Allah’ın bilgisi ve yüce takdiri dışında hareket edemez. Dolayısıyla bu evrenin hiçbir noktasında, tek bir atomunda bile bir rastgelelik olması mümkün değildir. Her varlık, alemlerin Rabbi olan Allah’ın üstün gücünün, kudretinin ve sanatının tecellilerini üzerinde gösterir. İşte bu, üstün, benzersiz ve kusursuz Yaratılış’tır.

Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)


mesajkutusu.blogspot.com

Sitemiz kez ziyaret edilmiştir


Devamını okuyun...>>